Türk Konserve Sanayi Tarihi

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ
ÖNSÖZ-2
ÖNSÖZ-3
FARUK VE HAKAN KABASAKAL KARDEŞLERE TEŞEKKÜR
ERCAN ÖNER AĞABEYE TEŞEKKÜR
TEŞEKKÜR

 

Bölüm-1 KONSERVE VE KONSERVECİLİK
KONSERVE
KONSERVECİLİĞİN TARİHÇESİ
1810’DAN GÜNÜMÜZE KONSERVECİLİK
KONSERVECİLİĞİN GELİŞİMİ
KONSERVE MAKİNELERİ
ÜLKEMİZDE KONSERVE ÜZERİNE YAZILAN İLK KİTAPLAR

 

Bölüm-2 DOMATES
DOMATESİN KÖKENİ
DOMATESİN AVRUPA’YA GELİŞİ
AMERİKA’DA DOMATESİN TANINMASI
DOMATESİN ORİJİNİ, KÜLTÜRE ALINDIĞI BÖLGE VE DÜNYAYA YAYILIŞI
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE DOMATES
SANAYİ DOMATESİNIN YETİŞTİRİLMESİ
DAMLAMA SULAMA TARLA ZİRAATINDA
DOMATESTE HASAT VE NAKLİ
KONSERVE FABRİKALARINDA GİRİŞ KONTROLU
DOMATESİN BESLENMEDEKİ YERİ VE LİKOPEN

 

Bölüm-3 SALÇANIN TARİHÇESİ
İTALYA’DA DOMATES İŞLEME SANAYİ
KARA KONSERVE’NİN (SALÇA) DOĞUŞU
SALÇADA TARİHİ FOTOĞRAFLAR
DOMATES KONSERVESİ/KÜP DOMATES
PARMA’DA KONSERVE MAKİNELERİ SERGİSİ “Mostra delle conserve”
TÜRKİYE’DE SALÇA ve SANAYİ

 

Bölüm-4 SALÇA MAKİNELERİ
SALÇA MAKİNELERİNİN İTALYA PARMA’DA GELİŞİMİ
KONTİNÜ EVAPORATÖRLER
TÜRKİYE’DE SALÇA/KONSERVE MAKİNELERİ SANAYİ

 

Bölüm-5 KONSERVE VE SALÇA AMBALAJLARI
TENEKE KONSERVE KUTUSU
TÜRK KONSERVE KUTU SANAYİ

 

Bölüm-6 KONSERVE ŞİRKETLERİNİN TARİHÇELERİ
TARİH SIRASINA GÖRE TÜRKİYE’DE KURULAN KONSERVE ŞİRKETLERİNİN
TARİHÇELERİ
TÜRKİYE’DE KONSERVECİLİK İÇİN HARCANAN ÇABALAR VE ÖNERİLER

 

EK-1
TARİH SIRASINA GÖRE TÜRKİYE’DE KURULAN KONSERVE FABRİKALARI
EK-2: FOTOĞRAF GALERİSİ
REFERANSLAR

ÖNSÖZ

Sevgili Okuyucular,

1972 yılında bir makine yüksek mühendisi olarak teneke ambalaj sanayinde işe başladığımda bu meslekle ilgili olarak gerek Türkçe ve gerekse İngilizce olarak yazılmış hiçbir kitaba ulaşamadım. Çalıştığım firma beni teneke ambalaj konusunda eğitim görmem için bir aylığına Danimarka’daki bir büyük teneke kutu üreticisine eğitime gönderdi. Tenekenin laklanmasından, üzerine baskı yapılmasına, çok değişik boyuttaki kutuların üretimine ve bunların kalite kontroluna her şeyi bu bir ayda öğrenecektim. Sağ olsunlar o firmada çalışan bütün elemanlar bana çok destek oldular Döndükten sonra bazen hata yapıp düzelterek zamanla çok tecrübe kazandım ve yanımda çalışanları devamlı eğitim. Bu yeterli değildi. Rakip firmalarda
işe giren yeni meslektaşlarım benim çektiğim sıkıntıları çekiyorlardı. Onların sıkıntı çekmemesi için bildiklerimi bir kitap haline getirmeliydim. Böyle bir teknik kitabı hazırlamak benim için çok zor olmadı. Bu kitabı ücretsiz olarak dağıtmaya başladığımda kendi şirketimi kurmuştum Bütün bildiklerimi rakip firma elemanlarına aktardığım için şirket içinden çok buna karşı çıkan çok oldu ama artık buna karşı koyacak konumdaydım. Bizler daha çok çalışıp yeni taze bilgilere sahip olmalıydık.

Çalışma hayatım boyunca mesleğimle ilgili eskiye dönük belgeleri de bir yandan topluyordum. Daha sonra eski, devre dışı kalmış teneke ambalaj makinelerini toplamaya başladım. Sonra fabrikamın bir köşesinde bir müze kurdum. Bu müzede çok eski yıllarda kullanılan makineleri teşhir ettim. Dünyada çok teneke kutu müzesi vardı ama hiç teneke kutu üretim makineleri müzesi yoktu. Fabrikamıza ziyarete gelen yabancı misafirlerimize müzeyi gezdirdiğimizde şaşırıp kalıyorlardı.

Emekli olunca topladığım belgeleri bir kitap haline getirmek istedim. Tamamen profesyonel bir ekiple çalışıp üç yılda bunu bir kitap haline getirdik Ustadan Çırağa Bir Gelenek. Türk Teneke Ambalaj Sanayii Tarihi” kitabını yine ücretsiz bütün meslektaşlarıma ve ilgili üniversite hocalarına gönderdim.

Ülkemizde mesleki bilgi ve belgeleri edinmenin zorlukları malumdur. Bu zorluklara rağmen, mesleğim ve meslek hatıralarımla ilgili kitaplar yazmak benim için önemli bir görev oldu. Çabalarımın karşılık bulduğunu görmek, emeklerimin boşa gitmediğini görmekten büyük memnuniyet duydum.

Yıllar önce, Ahmet Özmumcu kardeşimle yaptığım bir çay sohbetinde, “Türkiye’de Konserve Sanayi Tarihi” konusunda bir kitap yazmak istediğini ve belge toplama arzusunu paylaştı. Benim de bu konuda bir kitap yazmaya niyetim vardı ve belge topluyordu. Sektör dışındaki bir kişi tarafından böyle bir kitabın yazılması çok zordu. Ahmet’in verdiği haber beni çok mutlu etti. O an, elimdeki tüm bilgi ve belgeleri onunla paylaşmaya karar verdim. O günden sonra elimdeki bu konu ile ilgili bütün belgeleri Ahmet’e gönderdim ve yenileri elime geçtikçe göndermeye devam ettim.

Zaman zaman Ahmet ile görüştüğümüzde, “Kitap ne durumda?” diye sormayı ve yazma sürecini teşvik etmeyi ihmal etmedim. Ahmet ise çalışmanın yavaş ilerlediğini ancak pes etmediğini söylüyordu. Yaklaşık 4-5 yıl önce, yine bir telefon sohbetinde, kendisine “Bu türden bir kitabın tasarımında ve düzenlenmesinde oldukça tecrübe kazandığımı söyleyip, eğer uygun görürse çalışmalarına bu şekilde de yardımcı olabileceğimi” söyledim. Çünkü böyle bir kitabın hiç kitap yazmamış biri tarafından derlenip yazılmasının ne kadar zor olduğunu biliyordum. Özellikle son ambalaj tarihçesi kitabının hazırlanmasında bana destek olan bu işin profesyonellerinden çok şey öğrenmiştim. Ahmet, bu teklifimden büyük memnuniyet duyduğunu ve çalışmasını yakında sonlandıracağını söyledi.

Yaklaşık 3 yıl önce, bir sabah bilgisayarımı açtığımda, gece geç saatlerde Ahmet’in gönderdiği ve yaklaşık 1000 sayfalık bir kitap taslağı içeren bir e-posta ile karşılaştım. Bu bir kitaptan çok belgeler topluluğu idi. Çok şaşırdım. O şaşkınlığımı kelimelerle ifade edemem. Şaşkınlığımın nedeni bu kadar çok belgenin Ahmet tarafından nasıl toplandığı idi. Ben yıllarca çalıştığım halde bu kadar belge toplayamamıştım. O günden bu yana tam üç yıl, bazen gece sabahlara kadar iki farklı şehirde birlikte çalıştık!!! Ortaya, tozlu
dosyalar içinde unutulmuş ve kaybolmaya yüz tutmuş pek çok tarihi belge gün yüzüne çıktı. Kim bilir, daha ne kadar bilgi bu şekilde açığa çıkmayı bekliyordur bilinmez.

Bu kitap, Türkiye’deki konserve sanayinin tarihine ışık tutan bir eser olarak, akademik araştırmalara ve sektörel analizlere büyük katkı sağlayacağını tahmin ediyoruz. Üniversitelerdeki akademik personelin çalışmalarında bu kitaptan faydalanacaklarını umuyoruz. Aynı şekilde, fabrika sahipleri ve sektörel dernekler de bu çalışmadan yararlanarak, sektörün geleceğine dair daha bilinçli kararlar alabileceklerdir.

Okuyucularımızdan bu kitabın bir profesyonel bir ekip tarafından hazırlanmadığını dikkate alarak okumalarını rica ediyoruz.

Elimden geleni yaparak bu çalışmaya destek verdim. Umarım bu kitap, okuyuculara beklenen merak ve heyecanı sunar ve bundan sonra yapılacak yeni çalışmalara zemin hazırlar.

Ahmet’e yeni çalışmalarında başarılar dilerim.

A. Ercan Öner

ÖNSÖZ-2

Konserveciliği daima bir sanat dalı olarak görmüşümdür. Konserve sanayi emekçilerinin güçlüklerle elde ettikleri deneyimleriyle bilimselliğin yoğrulup bütünlendiği bir sanat. Özel yetiştirilen meyve, sebze ve diğer gıdaları özenle işleyip pratik kullanım için bizlere sunanların emeklerini de hep takdirle kutsamışımdır. Yazın o sımsıcak günlerinin yakıcı güneşi altında tarlada, bahçede başlayan ve fabrikaların o sıcak ortamında alın terleriyle bezenerek sürdürülen kutsal bir serüvendir bu.

Sayın Ahmet Özmumcu’yu asistanlığımdan beri bu kutsal uğraşının içinde görüp hayranlık ve takdirle izledim. Çok kere sektörün haklı sorunlarının çözümü için onunla birlikte çalışma olanağını da mutlulukla elde ettim. O, bu çözümlerde hep ön saflarda ödünsüz savaşım veren çok çalışkan bir cengâverdi. Değerli bilgisi ve yıllarca verilen emeklerle elde edilen deneyimlerinin meyvelerini hep bu toplumun yararı için çekinmeden kullandı. Elinizdeki bu değerli eser de bu zorlu yolculuğunun erişilmesi güç deneyimlerini taşıyan bir başyapıttır. Eserin her sayfasında yıllar alan araştırmaların, büyük emek gerektiren çabaların izlerine rastlanacaktır.

Sanayi tarihini öğrenme çabaları bir SİT alanını özenle eşelemeye benzer. Yoğun sabır, emek ve özveri isteyen bir eylemdir bu. Ama sonuca erişmeyi başardığınızda, karşımızda duran geçmişimizle gurur duyacağımız bir anıtın görüntüsüdür. Kitapta yurdumuzdaki konserve sektörü ve onun kurulup geliştirilmesinde yoğun emeği geçenler saygı dolu anılarıyla yad edilmektedirler. Bu eser sektörün değerli üyelerini onurlu bir geçmişe götürecek, onların kimi hüzün kimi sevgi ve neşe dolu anılarla karşılaşmalarını sağlayacaktır.

Konserveciliğe emek vermiş, onun geliştirilmesi için özveriyle çalışmış meslektaşlarımızın aziz anılarını yaşatacak, daima bir başyapıt olarak anılacak bu çok değerli bir eseri yarattığı için Ahmet Özmumcu kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, onu candan kutluyorum.

Prof. Dr. Aydın Ural

ÖNSÖZ-3

Tarih, geçmişin tozlu sayfalarından günümüzün ışıltılı zeminlerine uzanan bir yolculuktur. Bu yolculukta zaman zaman soluklanır ve geçmişin izlerini süreriz. İşte bu kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden günümüze dek uzanan bir yolculuğa benziyor. Türkiye’de konserve sanayinin tarihine dair bir keşif yolculuğu sunulurken; dokusu içinde geçmişin hikâyelerini taşıyan bir Atlas gibi.

Kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarında yeşerip büyüyen konserve fabrikalarının tarihini kronolojik bir sırayla inceliyor. Başlangıçlarından bugüne kadar, bu fabrikaların nasıl doğduğunu, nasıl geliştiğini ve varlıklarını sürdürdüklerini anlatıyor. Doğal olarak bu uzun süreçte çeşitli nedenlerden dolayı kapanmış, isimleri bile unutulmuş ancak yaşadığı döneme damgasını vurmuş pek çok firmanın da hikâyesini bulacaksınız. Fabrikaların bazılarının saman alevi gibi parlayıp kaybolduğu, bazılarınınsa Türkiye’nin tarıma dayalı endüstriyel ve ekonomik dönüşümünde kendi çapında önemli bir rol oynadığı görülüyor.

Kitaptaki içerik, sadece geçmişi değil, aynı zamanda geleceği de aydınlatıyor. Konserve sanayinin Türkiye’deki evrimi, akademik araştırmacılara ve sektörde çalışanlara önemli bir kaynak sunuyor. Burada anlatılan şirket öyküleri, gelecek nesillere ilham verecek, konserve sanayinin Türkiye’deki gelişimini nereden nereye geldiğini ve bugünkü yerini daha iyi anlamalarına yardımcı olacaktır.

Bu kitapta uzun yıllara yayılan bir araştırmanın ürününü sunuyorum. Bilgiye ulaşmadaki bazı zorluklarla dolu bir süreç olan bu araştırma, ancak büyük bir sabır, kararlılık ve azimle tamamlanabilmiştir. Sayısız belge, resim, hatıra bu kitabın sayfalarında hayat bulmuş ve gelecek kuşaklara ışık tutacak bir miras oluşturmuştur. Anlatımda tüm iyi niyetli çaba ve dikkate rağmen eksiklikler ve hatalar olabilir. Bunlar için de peşinen ilgililerinin hoşgörülerine sığınıyorum.

Bu çalışma, yirmi yıla varan büyük bir özveriyle gerçekleştirilmiş ve Türkiye’nin endüstriyel bilgi mirasına değerli bir katkı sunacağı ümit edilmektedir. Konservecilikte bazı belgeler, fotoğraflar, anılar ve şirket bilgilerinin ilgili insanların hayata veda etmesiyle kaybolmaması, paylaşılarak topluma sunulması amacıyla yapılan bu çalışma umuyorum ki okurlara keyifli bir okuma deneyimi yaşatır. Aynı zamanda konserve sanayinin Türkiye’deki öneminin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur.

Ahmet Özmumcu
[email protected]
Erenköy- İstanbul, Aralık 2024

FARUK VE HAKAN KABASAKAL KARDEŞLERE TEŞEKKÜR

Hakan Kabasakal - Ahmet Özmumcu - Faruk Kabasakal_Cover

Bu kitabın ortaya çıkış sürecinde yanımda olan ve beni her anlamda destekleyen Vatan Konserve ve Yurt Konserve’nin çok kıymetli kurucusu Osman amcanın evlatları Sayın Faruk Kabasakal ve Sayın Hakan Kabasakal’a gönülden teşekkür etmek istiyorum.

Yurt Konserve, yılların tecrübesiyle sektörde adından söz ettiren, kaliteyi ve güveni bir araya getiren, aynı zamanda köklü bir marka olmanın sorumluluğunu taşıyan bir değer. Gıda alanındaki yenilikçi yaklaşımı ve yıllara dayanan tecrübesiyle yalnızca sofralarımıza değil, gönüllere de dokunmayı başarmış bir şirket olarak tanınmaktadır. Ancak şirketlerinin başarısından çok daha fazlasını ifade eden şey, Faruk Bey ve Hakan Bey’in sadece iş dünyasında değil, insan ilişkilerinde de gösterdikleri duyarlılık ve hayata dokunan cömertlikleri ile paylaşmaya açık gönülleridir.

Kitabımın hazırlanışında bana tüm arşivlerini açarak zengin bilgi birikimlerini paylaşmaları ve maddi-manevi tüm desteklerini esirgememeleri, bu yolculuğu benim için çok daha anlamlı hale getirdi. Yalnızca bilgi değil, aynı zamanda cesaret ve ilham da sundular. Bu yalnızca bir işbirliği değil, aynı zamanda anlamlı bir dostluk ve dayanışma hikayesiydi.

Faruk Bey ve Hakan Bey, bu kitabın sayfalarında sizin izleriniz ve katkılarınız her zaman hissedilecek. Sizler sayesinde bu kitabın sadece bir eser değil, aynı zamanda güzel bir dostluğun da ürünü olduğunu hissettim. Desteklerinizle bana inandığınız ve bu hayali gerçeğe dönüştürmemi sağladığınız için sonsuz minnettarım.

Teşekkürlerim, kelimelerin ötesinde.

Sevgi ve saygılarımla,
Ahmet Özmumcu

ERCAN ÖNER AĞABEYE TEŞEKKÜR

Emekli olduktan sonra adımı yaşatacak ve faydalı olabilecek bir iz bırakmanın hayalini kurmuştum. Bu iz ne olabilir diye düşünürken yıllardır emek verdiğim ve ailemi geçindirdiğim konserveciliğin ülkemizdeki tarihi seyrini yazabilirim diye düşündüm. Bunun için resim, belge, etiket örneği, yaşanmış hikayeler gibi kaynakları toparlamak için çevremdeki meslektaşlardan yardım istedim.

2002 mayıs ayında Assan Gıda’da bezelye konservesi çalışırken A. Ercan Öner ağabey İzmir’e dönerken uğramış. Çaylarımızı içerken emekli olduktan sonra Türkiye’de Konserve Sanayi hakkında bir kitap yazmak isteğimden bahsedip bilgi ve belge temini için kendisinden desteğini rica ettim. Memnuniyetle dedi. Bu arada kendisinin de “Teneke Kutu Teknolojisi” hakkında bir kitabı yazmakta olduğunu söyledi. Bir süre sonra Türkiye’deki mevcut ve kapanmış konserve fabrikalarının listesi, yılları gibi belgeler gönderdi. Bunlar benim bu kitabım için ilk belgeler oluyordu. Daha sonraları pek çok bilgi ve belgeyi kargo ile göndermeye devam etti. Böylece ben kitabım için ilk hamuru ve mayayı bulmuştum. Araştırmayı kesiksiz sürdürmeye başladım.

2005’te A. Ercan ağabeyden adıma gelen bir kargoyu açtığımda imzalayıp gönderdiği “Teneke Kutu Teknolojisi” kitabını gördüm.

Bu kitap, konusu için Türkiye’de yazılan ve ders kitabı olma niteliğindeki en değerli kitaplardan birisidir ve önemini halen korumaktadır.

Ben de 2010 yılında kitabım için çalışmaya başladım. 2011 yılında Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği Fakültesinde Üniversite- Sanayi iş birliği amaçlı toplantıda Fakültenin Öğretim Görevlileri ve öğrencilerin bulunduğu salonda, yazmayı tasarladığım kitabın küçük bir özetini SİİD adına sundum. Çok ilgi görünce cesaretlendim ve çalışmaya hız verdim. Yeni bilgilerin gelmesi, onların değerlendirilmesi ve yazılması benim amatörlüğüm nedeniyle çok yavaş ilerleyebiliyordu.

2015 yılına geldiğimizde Ercan ağabey telefon ederek benim adresimi sordu. Bu sefer de “Ustadan Çırağa Bir Gelenek” kitabını yine adıma imzalı olarak göndermiş beni onurlandırmıştı.

İşte bu 2 değerli kitap benim çalışmalarımda faydalandığım, örnek aldığım güzel örnekler olmuştur.

Ercan ağabey sık sık ne yaptığımı kitabı ne zaman yazacağımı sorarak hep cesaret verdi. Bir gün bana telefon ederek yaptığım çalışmaya editörlük desteği verecek kadar kitap yazmak konusunda tecrübe kazandığını ve benim çalışmama bu yönüyle de destek verebileceğini söyledi. Ben de 9 Temmuz 2021 akşamı kitabımın taslak halini bitirdiğimi düşünerek incelemesi için Ercan ağabeye ve Aydın Ural hocama gönderdim. Kitap yazılmıştı yazılmasına ama bir bilenin onun derlenip toplanmasına emek vermesi ve önderlik etmesi gerekiyordu. İşte bu toparlayıcı kendiliğinden ve gönüllü olarak çıkmıştı. Ercan Ağabeyin bazı sağlık sorunlarına rağmen kitapta doğru ve belgeli bilgilerin yer alması, düzenli yazılması için sabırla, usanmadan uğraşısını gıpta ile izledim, örnek almaya çalıştım. Araya Covit-19 Pandemisi dönemi de girince evden çıkamama dönemini daha bol vakitle çalışarak değerlendirdik. Hız kesmeden devam etmemize rağmen hemen hemen kesiksiz 3 yıl gibi bir zaman geçti. Hemen tüm bölümler tekrar tekrar gözden geçirilerek ve çoğu kez de baştan sona ele alınarak çalışıldı. Bölümler ikimiz arasında defalarca e-posta veya We Transfer yolu ile gidip geldi.

İşte bana hem cesaret veren hem de tüm zorluklarına rağmen sınırsız desteklerini esirgemeyen A. Ercan Öner ağabeyime ve ailesine yürekten gönül dolusu teşekkür etmek istedim.

Ahmet Özmumcu

TEŞEKKÜR

Faruk ve Hakan Kabasakal kardeşlerin aile arşivini hiç esirgemeden açmaları sonrasında bu arşivinin bazı bölümlerinin kopyalanması, aktarılması işinde Yurt Konserve Fabrika Müdürü Tuna Hasdemir, idari ve teknik personelden Fevzi Gökalp, Aysel Saroğlu, Gülay Yolcu, Gülden Bulut ve Gülay Küçük hanımların bazı etiket ve Vatan Konserve kavanozu için fotoğraf destekleri ile Damla Keskin Çeçen’in hiç üşenmeden gönüllü olarak pek çok belgenin taramasını yaparak aktarması ile bu belge hazinesinden gelen bilgiler beni yazmaya başlamak için yeterince cesaretlendirdi ve yazmaya başladım.

Bir gün Akfa şirket merkezine Recep Havuz ağabeyi ziyarete gittim ve sohbet ettik. Benim kitap yazma konusu açıldı. Recep ağabey yeğeni Sait Havuz’u çağırdı ellerinde eski yeni ne kadar belge varsa önüme açtılar ve istediğimi kullanabileceğimi söylediler.

Prof. Dr. Aydın Ural hocam bilimsel katkıları ve genel değerlendirme hakkında önemli destek verdi.

Prof. Dr. Bülent Özkan (Üniversiteden devre arkadaşım) hem Üniversite hem de Ziraat Fakültesi hem de Ekonomi Kürsüsü kütüphanesinden çok değerli tez ve araştırma çalışmalarının kopyalarını temin etmemi sağladı.

Prof. Dr. Cezmi Öncüer hocamız Ercan Öner ağabey vasıtasıyla Türkçe kelimelerin doğruluğu için katkıda bulundu.

Prof. Dr. Hikmet Saygılı hocam, SANDOM PROJESİ hakkında önemli bilgileri yazarak verdi.

Prof. Dr. A. Kadir Halkman hocamız bazı çok eski kaynakların temininde destek verdi.

Gelibolu’da yaşayan meslektaşım Rüstem Demirel beyi aradım ve Gelibolu’daki tarihi konserve fabrikaları hakkında bilgi alabilir miyiz diye sordum. “Buraya gel hepsini ziyaret ederiz, görüşürsün “dedi. Randevular alındı ve ben Pandemi döneminde İstanbul Valiliğinden şehir dışına seyahat izni alarak Gelibolu’ya gittim. Rüstem Bey ile beraber Selçuk Kemerli (Alâeddin Kemerli Konserve), Aygül Kemerli (Selahattin Kemerli Balık Konserve), Serhat Yakşi (Yakşi Balık Konserve) beyleri ziyaret ettik. Fotoğraflar ve belgeler aldık. Gelibolu Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreterliğinden emekli olan Akın Çakmak ağabey ile tanıştım. Eskiden faaliyet gösteren pek çok firmanın tarihçesi bilgilerine sahip. Yeğeni Hüseyin Çakmak Bey’de halen bu görevde. Gelibolu Ticaret ve Sanayi Odası’na giderek 1929’lara kadar uzanan Ticaret ve Sanayi Odası kayıtlarına ulaşıp fotoğraflarını alma şansım oldu.

Murat Küçükyelkenci Bey ile telefonda görüşerek önemli notlar aldım.

Çanakkale’ye geçerek Benruh Sevil ve Kenan Köklübağ beyleri ziyaret ettim. Benruh Bey ve İsmail Uyanık beylerle beraber Kepez Konserve’nin kurucusu Hasan Topsoy’un yeğeni ve Kepez Konserve’de ustalık yapmış Halil Topsoy beyi Kepez’deki evinde bulduk. Anılarını not ettik, verdiği tarihi fotoğrafları aldık.

Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Selma Kayalak Hanım’ı ziyaret ettim. Elindeki kaynaklardan bazılarını incelemem için emaneten verdi.

Çanakkale Kent tarihi konusunda Emekli Öğretmen Mehmet Şahabettin Kalfa Bey’i evinde ziyaret ettim ve 1950’lerin gazetelerindeki konserve fabrikaları hakkında çıkan haberleri temin etmemi sağladı.

Baki Kazel (Çanakkale’de Truva Kitap adında Sahaf dükkânı var) ve yardımcısı Efe Gürkan beyler Çanakkale hakkında belgelerden ellerinde olanlarını “her şey para değil” diyerek ücretsiz olarak kopyalarını paylaştı.

Dönüşte Erdek’e uğradım ve Belkız Konserve için Hasan Üner Bey ile görüştüm. Notlar aldım.

Adil Seventekin Ziraat Fakültesi’nden ve iş hayatımdan tanıdığım kadim dostum ve eşi Meral Seventekin Hanım hem ellerindeki çeşitli belgeleri paylaşma da hem de Gönen Gıda, Enez Semkur, Türktur, Türsant, Vi-Gi, Vatan, Öztusan, Beta Ziraat, Emek salça, Can Konserve fabrikalarının eski çalışanları, hissedarları ve bazı yetkilileri (Ahmet Kozan, İsmail Türkay, Ahmet Sever, Raşit Andıç, Selahattin Deveci, Sedat Bayman, Vahdet Sever, Kadir Özkaya) ile önce kendisi görüşerek ve sonra da beni görüştürerek bu fabrikalar hakkında bilgi ve belgeler edinmemi sağladı ve yürekten destek verdi. 22 Mayıs 2021 günü aramızdan ayrıldı. Eşi, daha sonra Adil beyin” Bu kitabı görmeyi çok arzu ettiğini,” söyledi. Çok etkilendiğimi söylemeliyim.

Yine Pandemi döneminde İstanbul Valiliği izni ile yola çıkıp Zonguldak Ereğli’deki Azim Konserve sahibi Numan Erdem Bey’i evinde ziyaret ettim. Azim Konserve hakkında eski ve yeni tüm belgelere, fotoğraflara ulaşmamı sağladı.

Bartın’da Türkili Konserve Satış Müdürü Feriser Olgun Hanım’dan randevu alıp fabrikada buluştuk. Fotoğraflar çekmemi ve gerekli belgelere ulaşmamı sağladı.

Bil-Kon Konserve için, Fabrika Müdürlüğü ve Genel Müdürlük yapmış Ziraat Mühendisi Ferruh Erdovan beyden randevu alıp, Bilecik’e gittim. Kendi anılarını topladığı kitabını verdi. Bilecik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mesut Kaplan Bey ile tanıştırdı. Bil-Kon hakkında pek çok bilgiler edindim, notlar aldım.

Dosan Konserve’den Müdürüm Naci Fındıklı Bey’in hayatta iken anlattığı anıları ve daha sonra kızı Mehlika Fındıklı Hanım’ın verdiği belgeler.

İzmir’de Bornova Konserve kurucusu Abdullah Güreşçi’nin oğlu Zafer Güreşçi beyi evinde ziyaret ettim. Elindeki belge ve fotoğrafları paylaştı.

Sami Öztürk ağabey, elinde bulunan belge ve fotoğrafları paylaştı. Rifat Minare Konserve’den randevu aldı ve birlikte giderek beni Minare Ailesiyle tanıştırdı. Hikmet ve Hakan Minare kardeşler ile halen konservecilik mesleğinin yaşayan duayeni Âdem Minare Bey ile mesleki sohbet etme bilgi ve belge edinme fırsatım oldu. Birlikte Nadir Işık ağabeyi Kafkas Şekerleme fabrikasında ziyaret ettik ve bazı bilgiler alıp not ettik.

Mehmet Salih Konakçı’yı Fide Konserve merkezinde ziyaret ederek çok yararlı bilgileri not ettim.

Gökhan ve Yeniay Yurduseven kardeşler fabrikalardaki makinelerin başka fabrikaya satıldığında yer değiştirme adreslerini belirlemede çok katkılar sağladılar.

İstanbul Büyükada Müzesi Müdürü Çetin Kebapçı Bey hem müzedeki belgeleri paylaştı hem de Halim Bulutoğlu Bey ve Akillas Millas Bey ile telefon ile de olsa görüşmemi temin ederek Ermis Konserve için çok değerli bilgi ve belgelere ulaşmamı sağladı.

Engin Güner Bey vasıtasıyla MSA Mutfak Sanatları Akademisi Konserve Müzesi ve arşivini bana açan Mehmet Kemal Aksel Bey ve yardımcıları Gülşah Can, Elif Yıldız, Müge Ayma Hanımların ilgi ve destekleriyle bugün çoğu kapanmış konserve fabrikalarının antik sayılabilecek konserve kutularının fotoğraflarını çekme ve N. Appert’ in 1810 yılında yazdığı Konservecilik kitabının ve bazı çok eski baskılı kitapların kopyalarına ulaşma şansını buldum.

Dosan’dan çalışma arkadaşlarım Erman Akdemir, Mehmet Ali Uçar, Hasan Sabır, Ziya Dinçer, Ahmet Çalışkan, Mehmet Ali Zengin ve Yenişehir’den dostum Fahrettin Bilgit, ellerindeki fotoğraf, bilgi ve belgeleri paylaştılar.

Bursa Gıda Kontrol Araştırma Enstitüsü Koordinatörü Ekrem Katmer elindeki belgeleri paylaştı.

Yemek ve Kültür Dergisi sahibi Musa Dağdeviren, Dergide yazar M. Bülent Varlık, Kaan Doğan, Dergi Sekreteri Şengül Toraman Hanım pek çok bilgi, belge ve fotoğraflar paylaştılar. Kitabın basımı için ilgilenip destek ve cesaret verdiler.

Muzaffer Tuncay, elindeki pek çok bilgi ve belgeyi paylaştı. Ayrıca Antalya’dan yerel tarihçi Hüseyin Çimrin Bey’e ve Antalya yerel gazete arşivine ulaşabilmemi sağladı.

Üniversiteden arkadaşım Dr. Ahmet Meram Mersin’den giderek ulaştığı Tarsus sevdalısı Uğur Pişmanlık Bey’den, Tarsus yerel tarihi ve arşivi hakkında değerli paylaşımlar edindi.

Levent Çakmur, Reha Çakmur ve Yaşar Tuna beyler makine katalogları arşivlerini paylaştılar.

Prof. Dr. Paşa Uluğ Bey, Prof. Dr. Yağmur Denizhan Hanım, Prof. Dr. Nüvit Gerek Bey bilgi vererek, soruşturarak, anılarını anlatarak katkı sağladılar.

Rıfat Gerek beyin 1974 yılında verdiği belgeler.

Ahmet Tuna, Bülent Kocakurt. Yılmaz Tandoğan beylerin hayatta oldukları günlerde bana verdikleri bilgiler, belgeler ve tuttuğum notları.

Hakan Turan, Ali Onur, Orhan Duru, Burak Uysal beyler Tat ile ilgili pek çok fotoğraf ve belge paylaştılar.

İrfan Demiryol, İlter Fıçıcı, Zeynel Kocataş beyler ile Duygu Yüce Kavas, Sedef Yaparel hanımlar Tamek hakkında bilgi ve belgeleri paylaştılar.

Bursa Kent Müzesi Halkla ilişkiler Müdürü Süreyya Buluş Hanım Antel Konserve için Afif Antel beyden bilgiler temin etti.

Edirne Kent Müzesi Müdürü Recep Soyupak, Edirne Konserve fabrikası hakkında bilgiler paylaştı.

Adnan Çanakçı ve Mustafa Çatak beyler Mestaş ile ilgili anılarını ve bilgileri paylaştılar.

Ülkü Çanakçı Hanım, domates ve salçanın Anadolu’daki yerel adları için destek verdi.

Hasan Ebinç, İtalya/Parma’daki Domates Müzesi Müdürü Bay Giancarlo Gonizzi ile temasa geçerek pek çok bilgi, belge ve fotoğrafı temin etti, tercüme ederek kitaba kazandırdı.

Aydın Ayhan ağabey ve Zafer Tuncel, Sinan Genç Osmanlıca yazı, etiket, broşür vb. evrakı günümüz Türkçesine çevirerek paylaştı.

Rukiye Hale Böke Hanım, Hasan Bey Konserve hakkında dedesinden kalan bir reklam belgesinin fotoğrafını verdi. Rukiye Hanım ile görüşmemizi sağlayan Kemal Bey ve Ahmet Aydın beyde belgeler verdiler.

Kaan İhsan Sarıbekir, Amaç Öner, Şevket Aykan Sözüçetin, Abdullah Yedikardeşler, Cihangir Hür, Ahmet Halil Güngör, Mehmet Günyeli, Rıfkı Arda Şahin, Tolga Pehlivan, Onur Metin, Alistar Baran Blake, Civan Özkaya, Hakan Fikri Koçoğlu, Hasan Ada, Engin Doğan, Mutlu Tanberk, Murat Savaşkan, Hüseyin Havuz, Özkan Tunç, İsmail Selçuk, Güray Karadeniz, Hakan İşbaşaran, Mehmet Gülen, Mustafa Asparuk, Mustafa Aslan, Ali Alım, Enver Yomralıoğlu, Cenk Yomralıoğlu, Kurtuluş Özmaden, Ali Kadir Kurt, Metin Kurt, Yavuz Osman, Fatih Osman, Murat Osman, Alper Tabanlı, Necati Arısoy, Erten Seymen, Dr. Ümit Uluöz, Mehmet Bilir, Kemal Büyükışık, İsmail Özhan, Selahattin Yıldız, Esat Öztürk, Özden Güngör, Şükrü Yarış, Levent Girgin, Ekrem Küçük, Hakan Severge, komşum Hayri Bingeli, oğlum Selçuk’un arkadaşı Özber Çin.

Mimar arkadaşım Nadir Hasbora, (ortaokuldan sınıf arkadaşım) 12 yıl önce internette gördüğüm konserve ve Nuh Peygamber temalı bir karikatürü kendi karakalemi ile çizmesini rica ettim. Değerli vaktini ayırıp emek vererek karikatürün asıl kaynağı olan İranlı sanatçıyı da referans göstererek yeniden çizimini yaptı.

Oğlum Selçuk Özmumcu, kitabın kapağını ve logomu tasarladı, tanıtım görsellerini ve kitabın tanıtımı için Web sitemi hazırladı.

Kitabın basım aşamasına geldiğimizde Yurt Konserve Satış ve Pazarlama Müdürü Arif Suna kardeşimin daima sıcak tuttuğu yakın çevresinde Türkiye’nin etkin ve büyük basımevlerinden Alfa Yayıncılık şirketinin sahibi Vedat Bayram beye beraber giderek çalışmamızı gösterdik. Vedat beyin değerlendirmesi; kitabın kendi konusunda bir ilk olduğu ve ilgi uyandırabileceği, bilimsel çalışmalar için bir referans olabileceği şeklinde oldu. Bu durumda, kitabın mutlaka basılıp, topluma ve ilgilenenlere sunulması gerektiğini anladık ve basım için cesaretlendik. Son aşamaya gelindiğinde Sn. Hülya Kımıl Hanım matbaa seçimi değerlendirmeleri ve basım için yol gösterme çabalarıyla gönüllü destek verdiler.

Tüm çaba ve özenime rağmen burada teşekkür için ismini vermeyi atlamış olabileceğim pek çok dost ve arkadaşımın karşılıksız katkılarına; Bazısını ziyaret ederek, bazısı ile karşılıklı veya telefon ile görüşerek ve kargo ile e-posta ile veya WhatsApp ile gönderdikleri fotoğraf ve belgeleri esirgemeyen üstte isimlerini vermeye çalıştığım bu kitapsever insanların destek ve zahmetleri için tekrar yürekten teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Ahmet Özmumcu

Bölümlerden Başlıklar

1. Bölüm: KONSERVE VE KONSERVECİLİK

KONSERVE

::İnsanlık tarihi açısından gıdaların doğal tat, koku ve görünüşlerine uygun olarak uzun süre saklanıp değerlendirilmesi hep önemli olmuştur. Bu süreçte konservecilik, pek çok gıda saklama yöntemine göre oldukça geç bir tarihte bulunmuş olmasına rağmen, tüm dünyadaki gelişimi hem çok hızlı hem de çok yaygın olmuştur.

Konserve terimi dar ve geniş anlamıyla iki grupta değerlendirilir. Geniş anlamıyla konserve, gıda maddelerinin çeşitli yöntemlerle uzun süre bozulmadan saklanmasıdır. Dar anlamdaysa gıdanın hava almayan (hermetik) kapalı kaplarda pastörize veya sterilize edilerek bozulmadan muhafaza edilmesidir. Bu sistemle yapılan işleme konservecilik, işlenen ürüne konserve adı verilir. Burada bahsedilecek olan “konservecilik” terimiyse teneke kutu, cam kavanoz veya en son aseptik plastiklerin ambalaj olarak kullanıldığı konserveciliktir.

Konserveciliğin tarihsel akışı içinde dünyada ve ülkemizdeki gelişimi bu bölümde işlenmeye çalışılacaktır.

Her ürünün konserve edilişi farklıdır. Konserve yapma teknikleri aşağıda açıklanmıştır

1. Isı enerjisi uygulamaları:
a)  Pastörize etme (pastörizasyon) yöntemi: 100 °C ve altındaki sıcaklıkların uygulanması.
b) Sterilizasyon yöntemi: 100 °C derecenin üzerindeki (ürüne göre değişen 115°C, 121°C vb.) sıcaklıklarda ve basınç  altında ısıtılması.

2. Soğukta muhafaza yöntemi:
a) Soğukta depolama: 0 °C ila + 4 °C
b) Derin dondurma: -18 °C ve daha düşük sıcaklıklarda

3. Gıdanın su içeriğinin azaltılması yöntemi:
a) Kurutma
b) Suyunun uçurularak konsantrasyonunun yükseltilmesi
c) Şeker ilave edilerek konsantrasyonunun yükseltilmesi
d) Tuzlama
e) Baharatlar ile
f) Tütsüleme ile

4. Fermantasyon yöntemi

5. Kimyasal koruyucular katılması yöntemi

6. Nötr gaz ortamında muhafaza etme yöntemi (Azot gazı vb.)

7. Filtrasyon ile muhafaza yöntemi

8. Işınlama yöntemi (Ref. 1)

9. Isı uygulamaksızın çok yüksek basınç altında yapılan uygulamalar (Ref. 13)

2. Bölüm: DOMATES

DOMATESİN KÖKENİ

Amerika kökenli bir bitki olan domates, dört yüzyıl içinde tüm dünyaya yayılmış ve en fazla yetiştirilen yaş sebze haline gelmiştir. Domatesin kökeni, Güney Amerika’nın batı sahillerindeki yüksek dağların yer aldığı bölgedir. Yabani türlerinin hepsi doğal olarak Kolombiya’nın güneyi, Şili’nin kuzeyi ve Peru arasında kalan bölgede And Dağları’nın doğu kesimlerinde ve 3400 metre rakıma kadar çıkan yerlerde bulunmaktaydı. Kültür çeşitlerinin atası olarak kabul edilen yabani domates Lycopersicon esculentum’dur. Bir domates çeşidi olan Cerasiforme’nin de kökeni yine bu bölgedir. Bununla birlikte diğer sekiz yabani domates türünün dağılımı yalnızca az önce tanımladığımız dar alanda sınırlı kalırken, Lycopersicon esculentum çok daha geniş bir alana yayılmış durumdaydı. Amerika kıtasının tüm subtropikal ve ılıman bölgelerine yayılmış, Kuzey Amerika’ya ilerleyip Teksas ile Florida’ya kadar çıkmıştı.

Domatesin ilk kültüre alındığı bölgenin Meksika olduğu üzerinde bir fikir birliği var ve adının da Meksika’daki Nahua yerlilerinin dilinde domatesin karşılığı olan tomatl veya xi-omatl sözcüğünden geldiği bildirilmekte. Buna karşılık kültüre alındığı ilk tarih üzerinde belirsizlik bulunmakta, yani elimizde kesin ve net bir tarih yoktur. (Ref. 25)

Domatesin Aztek ve diğer Mezoamerika toplumlarının yemeklerinde kullanılması bir gelenekti ve MÖ 500 yılına kadar uzanan bir tarihçesi vardı. Yüzyıllar içinde Orta ve Güney Amerika’ya yayılan domates, bazı bölgelerde afrodizyak olarak da yetiştiriliyordu. (Ref. 6)

DOMATESİN AVRUPA’YA GELİŞİ VE TANINIŞI

Domates, XVI. yüzyılın ilk yarısında Meksika’dan İspanya’ya getirilmiş, oradan da önce İtalya’ya, daha sonra Fransa ve diğer Avrupa Ülkelerine; ayrıca Kuzey Afrika’ya, özellikle Fas ve Mısır’a taşınmıştır. Domatesin Akdeniz ve Orta Doğu ülkelerine yayılmasında Türk tacirlerin önemli rolü olduğu belirtilmektedir. Aynı dönemlerde İspanyol kolonyalistler de domatesi Filipinler üzerinden Asya’ya taşımıştır. İlk dönemlerde, nedeni çok iyi bilinmemekle birlikte, muhtemelen aynı familyaya ait petunya, tütün, tatula, ban otu, güzelavrat otu gibi bazı akraba türleri gibi zehirli bir bitki olduğu sanıldığı için gıda maddesi olarak tüketilmemiş, yalnızca süs bitkisi şeklinde ve sivrisinekleri uzaklaştırıcı bir bitki olarak yetiştirilmiştir. 
(Ref. 25)

Bazı araştırmacılar bugün yetiştirilen domatesin kökeni olarak çeri domatesini görürken; botanikçi Tracy ise Güney Amerika’da yetişen yabani türlere benzeyen ve bizim ekili türlerimizin temeli olan büyük meyveli forma dikkat çekmektedir. (Ref. 34)

3. Bölüm: SALÇANIN TARİHÇESİ

İTALYA’DA DOMATES İŞLEME SANAYİ

İtalya’da domates ziraatı Parma ve civarında başlayıp gelişmiştir. Domatesin işlenerek değerlendirilebileceğini fark eden Parmalılar hem domates çeşitlerinin ıslahı konusunda çalışmalar yapmış, hem de domatesin işlenmesini sağlayacak olan makineleri üretmiş, hatta teknolojideki değişikliklere paralel olarak bu makineleri sürekli olarak modernize etmişlerdir. Parma konserve makineleri sanayisi halen bu konuda dünyanın en iyisi durumundadır.

Domates, konserve sanayinin hammaddesi olarak ilk önce domates konservesinin üretiminde kullanılmış, daha sonra salça üretiminde kullanılmaya başlanılmıştır Domatesten sanayi anlamında salça üretilmeye başlanmasının ardından domates ekim sahaları çok genişlemiştir. Son elli yıl içindeyse domatesten küp domates konservesi veya domates rendesi gibi ürünler de yapılmıştır. Ayrıca salçayı yarı mamul hammadde olarak kullanarak ketçap ve benzeri soslar da üretilmiştir.

KARA KONSERVE’NİN (SALÇA) DOĞUŞU

İtalya’da tarım işçileri tarafından kış hazırlığı olarak çekirdekleri çıkarılıp ezilmiş domateslerin güneşte kurutulup sonra açık ateşte kaynatılmasıyla elde olunan koyu renkli ilk salçaya verilen isim “kara konserve”ydi. Muhtemelen açıkta kaynatma ve güneşte kurutma sırasında ortaya çıkan siyaha yakın koyuluktaki renk sebebiyle bu isim verilmişti.

19. yüzyılda Avrupa’daki hızlı yayılışı ve mutfaklarda artan kullanımı, domatesi daha dayanıklı kılma
yöntemleri bulmaya yönelik araştırmaları da teşvik etmiştir. Bilindiği gibi o yıllarda domates, temmuzun ikinci yarısından eylülün ortalarına kadar olan dönemde çok üretilen sebzelerden birisiydi ve tamamen mevsimsel bir üründü. İşte bu nedenle tüm yıl boyunca domatese ulaşabilmenin veya onu muhafaza edebilmenin bir yolunu bulmak çok önemliydi.

İtalya’da çiftçiler kendilerince bir yol geliştirmişlerdi: Önce domatesin kabuğunu soymuş, sonra çekirdeklerini çıkartıp ezmişler, daha sonra da muhtemelen bir jüt çuvalın içinde suyunun süzülmesini sağlamış, ardından da güneşte kurutmuşlardır. Kara salça yapımında kullandıkları ikinci yol ise; ezilmiş domateslerin jüt çuvalda süzülmesi, sonra koyu renkli, yoğun bir sos elde edilinceye kadar uzun süre boyunca açık kazanlarda kaynatılmasıydı. Elde edilen bu koyu renkli ürüne “kara konserve (salça)” adını vermişlerdi. Bu ürünü uzun süre muhafaza etmek için de ayrıca yağlı kağıtlara sararak dış yüzeyinin küflenmesine karşı korumaya çalışmışlardı. Böylece soğuk kış aylarında çorbalara ve diğer yemeklere sadece küçük bir kaşık kara konserve katarak, yemeklerinde kırmızı rengi ve domates tadını elde etmişlerdi.

Son olarak da Fransız N. Appert’ in konservecilik konusundaki buluşunu, kendi ürünlerinin muhafazasında da değerlendirmeyi düşünmeye başlamışlardı. Kara konserve olarak isimlendirdikleri salçayı önceleri yağlıkâğıda sarıp fıçılarda muhafaza ederken; Appert’in buluşundan sonra salçayı teneke kutularda konserve edilmiş şekilde muhafaza etmeye başladılar. 1903 yılından sonra Parma’da Bull’lerde vakum altında salça üretmeyi keşfettiklerindeyse, bu yeni tür salçanın domatesten gelen doğal kırmızılığı ve lezzetini, önceki açıkta kaynatarak elde olunan kara salçaya göre daha iyi muhafaza ettiğini fark ettiler. Bunun üzerine de keşfettikleri bu yeni salça üretim yöntemini benimseyip, bu yöntemi daha da geliştirmenin yollarını hızla araştırmaya başlamış ve başarmışlardı.

4. Bölüm: SALÇA MAKİNELERİ

SALÇA MAKİNELERİNİN İTALYA PARMA’DA GELİŞİMİ

Avrupa’da, domatesi zirai anlamda tarlada üretip yemeklerde kullanma fikrini İtalyanlar geliştirmiştir. Uzun zaman geçmeden de kendi milli yemekleri olan pizza ile domatesi bir araya getirip domatese daha da fazla önem kazandırmışlardır.

Domatesin işlenmesi ve özellikle salça üretimini sanayi ürünü şekline dönüştürmek fikriyse Parma’da gelişmiştir. Daha sonrasındaysa hem salça üreten makineler yapılması hem de bu makinelerle salça üretilmesi yolunda süratle ilerleyen İtalyan üreticiler dünya çapında ün kazanacaklardı. Salça ve diğer domates ürünleri için hem üretim hem de ambalaj teknolojileri için sürekli araştırma ve atılım içinde olan İtalyanlar, günümüzde de bu prensiplerini başarıyla sürdürmektedirler.

Parma, domates ziraatının gelişmesiyle birlikte bu domatesleri işleyen sanayinin gelişme merkezi haline gelmiştir. Ticaret odası kayıtlarına göre Parma’da 1897’de 8, 1913’te 33 ve 1922’de 36 adet küçük ve orta ölçekli mekanik atölye bulunuyordu. Bu atölyeler demiryolu ve inşaat sektörleri için makine ve ekipman yaparken bir yandan da gıda sanayi için de makine ve ekipman yapmaya başlamışlardı. Gün geçtikçe bu atölyeler fabrika haline dönüşmüş ve üretimleri de yalnız konserve makineleri üzerine odaklanmaya başlamıştı. 
(Ref. 32, 33)

1890 yılında Tito Manzini bir aile şirketi kurmuş ve demirci atölyesi olarak başladıkları işyerinde çeşitli gıda endüstrisi makineleri üreterek bu konuda büyük bilgi birikimine sahip olmuşlardır.

1896’da Ghizzoni Ettore e Figli firmasının sahibi Cesare, domates konserve endüstrisi için makine
üretimi ve tamir işlerine kendi demirci atölyesinde başlamıştı. Bir yandan da edindikleri bilgi birikimlerini işlerini geliştirmek için değerlendirmeye çalışıyorlardı. Bunun sonuçları alt kısımda Tito Manzini ile yaptıkları ve sonra da kendi başlarına kurdukları yeni şirketin atölyesinde geliştirip patentlerini aldıkları makinelerde göreceklerdir. (Ref. 32, 33)

1907’deyse Liqurian Şirketi faaliyete geçmiş; Parma’da gelişen konserve ve salça sektörü için teneke kutular ve ambalaj kasaları üretimine başlamışlardır. (Ref. 32, 33)

Bu arada Parma’da gelişen konserve ve salça makineleri sanayi için çok önemli ve çok gerekli olan elektrik sistemleri için şirketler kurulmuştur.

1909’da Oreste Luciani, özellikle konserve ve süt ürünleri fabrikalarında artan basınçlı buhar ihtiyacı için basınçlı buhar kazanları üreten bir fabrika kurmuştur. Bu fabrika 1920’lerin sonlarında tüm dünyaya ihracat yapabilir duruma gelmiştir. Luciani, ayrıca buz üretimi için de fabrika kurmuş ve bu tesisler 1985 yılına kadar faaliyet göstermişlerdir. (Ref. 32, 33)

1910’da 130 civarında işçi çalışan Alberto Cugini’nin fabrikasında domates konservesi için gerekli her türlü makine üretiminin yanı sıra türbinler de üretiyordu. (Ref. 32, 33) (Bakınız: Alt kısımda 1910, Tito Manzini Parma’da Salça Üretimi İçin İlk Bull’ü İmal Ediyor bölümü)

1913’te Bartolomeo Ballari’e ait şirket, makarna ve değirmencilik makineleri üretmek üzere kurulmuşken, ilerleyen yıllarda ve 1944 sonrasında, domates konsantresi makineleri, otomatik tüp doldurma makineleri gibi işlerde uzmanlaşmış bir firma haline gelmiştir. 
(Ref. 32, 33)

1930’larda dedesinin kurduğu Pompeo Simonazzi isimli demir atölyesinde çalışan Arnaldo konserve domates üretiminde kullanılmak üzere otomatik dolum ve dozajlama makinesinin prototipini yapmış, 1987’ye gelindiğinde bu şirket SASIB BOLOGNA şirketine dahil olmuştur. 
(Ref. 32, 33)

5. Bölüm: KONSERVE ve SALÇA AMBALAJLARI

TENEKE KONSERVE KUTUSU

Ambalajın insanlık tarihinde önemli bir yeri vardır ve kökeni de insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlar önceden beri tüketebilecekleri gıdanın fazlasını zor günleri için muhafaza etme ihtiyacını her zaman için duymuş ve buna elden geldiğince bir çözüm üretmişlerdir. Bu amaçla ilk önceleri doğada mevcut olan yaprak, kabak, hayvan derisi gibi doğal malzemelerden yararlanmışlardır. Daha sonralarıysa ağaçtan oyulan ilk ambalaj modelleri gibi gelişmeler olmuştur.

Ambalaj tasarlanırken doğada bulunan örnekler daima insanlar için model olmuştur. Örneğin kolay açılma için muz kabuğu, sert ambalaj için ceviz kabuğu, yerfıstığı veya içinde yaşam barındıran yumurta kabuğu gibi. İlkel insandan bugünkü modern insana dek “ambalaj” kavramı bir şekilde insanın hayatında hep olmuştur ve olacaktır.

Konserve yapma tekniği ilk önce cam ambalajla ortaya çıktı ancak kısa süre sonra kırılma riski olmayan teneke ambalaja geçti ve ardından da çok hızlı bir gelişim gösterdi. Konservecilik gelişip büyürken paralelinde adeta onunla özdeş olan teneke ambalaj kullanımı ve teknolojisi de büyük bir hızla gelişti.

Tenekenin ve konserve ambalajında kullanımının gelişim süreci şöyle olmuştur:


Tenekenin ilk ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. İlk tenekenin Bohemya’da 1240 yılında yapıldığı düşünülüyor ve teneke yapımı bilgisi dört yüzyıla yakın bir süre boyunca bu bölgede bir sır olarak kalmıştır. Ama 1618 yılında savaş nedeniyle Almanya’da teneke üretimi düşmüş, meydana gelen sıkıntıyı aşmak için diğer ülkelerden Bohemya’ya gelen ustalar burada teneke yapmayı öğrenmiş ve ardından ülkelerine döndüklerinde oralarda da teneke üretmeye başlamışlardır.


1730 yılında İngiliz John Hanbury haddelenmiş demir levhadan ilk patentli ticari tenekeyi yaptı.


1810 yılında Peter Durand ilk olarak teneke kutuyu konserve ambalajı olarak kullandı.


1846 yılında Amerikalı Henry Evans konserve kutusunun dibini tek operasyonda üreten kalıbı yaptı.


1847 yılında Allan Taylor ilk pedallı presi üretti.


1849 Herry Evans, pendelum pres teknolojisini buldu. Kutunun dibini veya kapağını tek operasyonla yapabilen bir pres geliştirdi ve patentini de aldı. (Ref. 6)


1856 yılında İngiltere’de Herry Bessemer “Bessemer Konvektörü ’nü, ABD’deyse William Kelly dökme demirden çelik üretimini buldu.


1858 yılında Ezra J. Warner ilk konserve açacağını yaptı.


1865 yılında Fransız mühendis Pierre-Emile Martin Siemens-Martin çelik üretim tekniğini bularak gerçekten büyük bir buluşa imza atıyordu.


1866 yılında E. M. Lang kutu diplerinin gövdeye lehimlenmesi için özel bir teknik geliştirdi.


1877 yılındaysa ilk basit yan kenetli kutu üretimi başladı.


1883 yılında Chicago’da The Norton Brothers Co. firması ilk basit otomatik konserve kutu üretim hattını yaptı.


1889 yılında Fransız Achille Weissenthanner ilk kavanoz kapağını buldu.


1894 yılında Ams Machine Co. şirketi konserve kutusunda dip ile gövdeyi çift kenetle birleştiren basit kapama makinesini geliştirdi.

1907 yılından itibaren İtalya’da Ligurya Şirketi, konserve üretiminde kullanılan teneke kutu ambalajlarını üretmeye başladı.


1908 yılında Alman Prof. Dr. Ing Max Schlötter elektrolitik kalay kaplama tekniğinin patentini aldı.


1934 yılında yine Prof. Schlötter kontinü elektrolitik kalay kaplama yöntemini buldu.


1955 yılına gelindiğinde teneke kutularda bulunan konserve gıdalar, ABD Nevada’da “Sivil Savunma Hazırlık Testleri”ne alınarak konserve edilmiş gıdaların nükleer patlamalardan sonra tüketilmesinin güvenli olup olmadığı testi yapılıyordu. Sonuç: Konservenin güvenli olduğu tespit edildi.


1957 yılında kutu yapımında ilk alüminyum kutu üretimi başladı.


1960 yılında Japonya’da krom kaplı teneke (ECCS) üretimi başladı.
1960 yılında ilk alüminyum kolay açılır kapak yapıldı.

1966 yılında White Cap firması cam kavanoz kapağı olarak kullanılan twist-off kapağı yapacaktı.


1991 yılında tenekeden ilk kolay açılır kapak yapılmıştır. (Ref. 10)

6. Bölüm: KONSERVE ŞİRKETLERİNİN TARİHÇELERİ

TARİH SIRASINA GÖRE TÜRKİYE’DE KURULAN KONSERVE ŞİRKETLERİ

19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde dünyada ve özellikle Avrupa’daki orduların beslenmesinde konserve ürünlerinin seferberlik veya savaş dönemlerinde etkinlik kazanması İstanbul tarafından dikkatle izlenmeye alınmıştı.


19 Ağustos 1893 tarihinde Seraskerlik (Genel Kurmay Başkanlığı) makamı İstihkam ve İnşaat dairesi tarafından hazırlanan bir raporda “sefer zamanlarında Avrupa’da olduğu gibi bizde de askere hazır gıda verilmesi, konserve usulünde yiyecek hazırlanması, bu konu için çalışacaklara çeşitli eğitimlerin verilmesi, Almanya’dan bir usta getirilerek bir konserve fabrikasının kurulması hakkında” Berlin Büyükelçiliğine yazılması kararlaştırıldı.


Günlük 60 mark ücretle Levi Lojun adında bir ustanın İstanbul’a getirilmesi ve burada kurulacak bir konserve fabrikası için gerekli makine ve teçhizatın Almanya’dan yine Levi Lojun’un beraberinde temini için Berlin’e 25.000 mark gönderilmesi tam padişahın iradesiyle uygulanacakken, Fransız elçiliği ateşe militerleri tarafından Lapseki’de bir konserve fabrikası olan Mösyö Emil Rule padişah Abdülhamit ile tanıştırıldı. Mösyö Emil Rule’in Avusturya devletine mükemmel bir fabrika inşa ettiği, bu hususta ihtisas sahibi olduğu ve Osmanlı devletine de böyle bir fabrika kurma arzusunda olduğu söylendi.

Bu çerçevede geliştirilen müzakereler ve derin araştırmaların sonunda orduya her çeşit et ve sebze konserveleri ile tuzlama ve öğütülmüş maddeler ve peksimet gibi uzun süre korunup saklanabilen gıdaların üretimi; bu ürünlerin konacağı kutu vb kapların üretiminin yanı sıra günlük 100.000 askere yetecek kadar erzakın hazırlanabileceği kapasitede bir fabrikanın inşasına ve burada çalışacak subayların eğitimine karar verildi.


Bunun için fabrikanın Makriköy (günümüzde Bakırköy) civarındaki bez fabrikasının bahçesinde uygun bir alana kurulması planlandı. Fabrikanın inşaatına 1.338.392 kuruş, limana ve köprüye 301.800 kuruş, fabrikanın makinelerine ve diğer teçhizatına da 875.145 kuruş ödenmesi kararlaştırıldı. Bu fabrikanın tüm personeli Osmanlı vatandaşı olacak ve bunların eğitimi için de Almanya’dan bir usta getirilecekti. (Ref. 664)


Ancak bu kararın uygulandığına dair bir kayıta veya bilgiye ya da fabrikanın varlığı hakkında hiçbir belgeye bugüne dek ulaşılamamıştır. Bu bilgilerin bahsedildiği kitapta da yazar böyle bir bilgiden bahsetmemektedir. (Ref. 664)

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra da Almanya’da Braunschweig şehrinde bugün bile faal olan Karges-Hammer firması Osmanlı ülkesinde “İmalat-ı Madeniyye A.Ş.” firması olarak, 20 Nisan 1909 tarihinde Harbiye Nezaretine (Millî Savunma Bakanlığı) başvurarak, Türkiye’de konserve ve madeni kutu imalatı yapmak istediğini belirtmiş, ancak bu talep reddedilmiştir. (Ref. 664)

Bu çalışmada özellikle ordumuzun gıda ihtiyacının karşılanmasına yönelik ve devlet tarafından kurulan bir konserve fabrikası hakkında herhangi bir bilgiye günümüze kadar rastlanmamış; kurulan tüm fabrikaların sermayedarlarının özel şahıslar ve ticari amaçlı oldukları tespit edilmiştir. (Ref. 79) Ayrıca o dönem devlet tarafından sanayi yatırımları için teşvik amaçlı çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu’ndan da faydalanmadıkları görülmüştür. Ziraat okulları bünyesinde kurulan çeşitli fabrikalar resmi bünyede olsalar bile asıl amaçları okulda teorik ve uygulamalı eğitim olmuştu.

Bilgi ve kaynaklara ulaşılabildiği kadarıyla Osmanlı döneminden başlanarak günümüze dek Türkiye’de kurulmuş bütün konserve şirketlerinin tarihçelerine tarih sırasına göre yer verilmeye çalışıldı. Zaman içinde ortaya çıkabilecek yeni kaynak ve bilgilerle bu çalışmamıza ilave olabilecek yeni şirket ve fabrikaların olabilmesi muhtemeldir. Halen kaynağına ulaşılabilinen ve bu çalışmamızda yer alan şirketlere ait fabrika veya fabrikaların kuruluş yılı, kurulduğu yer, kurucusu, markaları ve kapanış yılı biliniyorsa belirtilmiştir. Eğer bu bilgilerden bazıları yazılmamışsa bilinmiyor demektir ve kesin olmayan bilgilerin sonuna soru işareti konmuştur.

Ermis, Vatan, Akfa, Tamek, Tat, Türsant gibi birden fazla fabrika kuran firmalarsa aynı firmanın başlığı altında ve yine tarih sırasıyla incelenerek anlatılmıştır. Fabrikanın tarih sırasına göre yeri, kuruluş sırası geldiğinde firma adı, kuruluş tarihi gösterilmiş ve firma adı referans gösterilerek işlenmiş, bu şekilde herhangi bir karışıklık olması önlenmeye çalışılmıştır.

Başlangıçtaki ilk 75-80 yıllık dönemde ülkemizde konserve kutusu üretecek bir teneke kutu fabrikası yoktu. Bu nedenle de bu dönemde konserve fabrikaları kendi kutu üretim tesislerini kurup özellikle konserve üretiminin olmadığı aylarda konserve kutusu üretmişler, bu durum 1960’ların sonuna kadar böyle devam etmiştir. Teneke konserve kutusu üreten kutu fabrikalarının kurulması üzerine konserve fabrikaları da yavaş yavaş kutu üretim bölümlerini kapatacaklardı.

Modern konserve fabrikalarında bulunan modern kutu üretim tesisleriyse 2000’li yıllara kadar kendi kutularını üretmeye devam etmiş; sonrasında kutu üretim maliyetlerinin piyasadaki fiyatlardan daha yüksek olduğunu görerek kendi kutu tesislerini satmışlardır.

Ruhat Alp’in 2022’de yazdığı Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir Endüstrileşme Hamlesi adlı kitabının 90. sayfasında ifade edildiğine göre; “İstanbul Büyükada’da Yunan vatandaşı Dimitri Kantarcı’ya ait yerel düzeyde bir konserve üretim tesisinin bulunduğu ve buradan Osmanlı Maliyesinin on yıllık temettü vergisi talebinin sonrasında adadaki mağazasının kapatılmasına teşebbüs edildiği, ayrıca Osmanlı vatandaşlarının bu mağazadan alışverişinin önlenmesinin düşünüldüğü ve şahsa gerekli kanuni müdahalelerde bulunulduğu” şeklinde bir ifade yer almaktadır. (Ref. 664-1)

Yine aynı kitabın 91. sayfasında da “Büyükdere Caddesi’nde yerleşik Aleksi isimli bir şahsın ürettiği ıtriyat ile sebze ve meyve konservelerinin Avrupa’da çok beğenildiği, ancak bir kaza (yangın?) sonucu mahvolmasından dolayı konservelerin Darülaceze’de imali durumunda yıllık 12.000 Osmanlı lirası ihracat yapabileceği; bu nedenle kendisine üretim yapabileceği bir yer tahsisi için talepte bulunduğu” arşiv kayıtlarında görülmektedir. (Ref. 664-2)

Bu kaynakta İsviçre-İngiltere (yabancı) sermayesi ile İstanbul Kartal’da bir konserve fabrikası kurulduğu da belirtilmekle beraber başka bir bilgiye ulaşılamamıştır. (Ref. 6, 664)

KÜTÜPHANELER

KÜLTÜR BAKANLIĞI

İSTANBUL Beyazıt Devlet Kütüphanesi

İSTANBUL Üniversitesi Kütüphanesi

İZMİR Milli Kütüphane

KÜLTÜR BAKANLIĞI İL HALK Kütüphaneleri – 81 İlde

KÜLTÜR BAKANLIĞI İSTANBUL Derleme Müdürlüğü

MİLLET Kütüphanesi (Cumhur Başkanlığı)

Milli Kütüphane

TBMM Kütüphane

 

BALIKESİR Aydın Ayhan Kütüphanesi

BALIKESİR Büyük Şehir Belediyesi 100. Yıl Kütüphanesi

BURSA Gıda Kontrol Eğitim Araştırma Enstitüsü Kütüphanesi

BURSA KENT Müzesi Kütüphanesi

CEZA EVLERİ Kütüphanesi

EDİRNE KENT Müzesi Kütüphanesi

GELİBOLU Belediyesi Kütüphanesi

GELİBOLU Tic. San. Odası Kütüphanesi

HİSART TARİH MÜZESİ

İTO DERSAADET Kütüphanesi

MSA Mutfak Sanatları Müzesi Kütüphanesi

MSB – Satınalma (Hazır Yemek ve Yiyecek Şube Müdürlüğü)

Tarım Orman Bakanlığı Kütüphanesi

TUBİTAK Cahit Arif Kütüphanesi

 

ÜNİVERSİTE KÜTÜPHANELERİ

ADANA ALPARSLAN TÜRKEŞ BİLİM TEKNİK Üniversitesi

AFYON KOCATEPE Üniversitesi

ANKARA Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği

ANKARA Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Bölümü

ANTALYA Üniversitesi Kütüphanesi

BALIKESİR Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği

BİLECİK Üniversitesi Gıda İşleri Bölümü

BOLU İZZET BAYSAL Üniversitesi Gıda Mühendisliği

BURSA TEKNİK Üniversitesi Gıda Mühendisliği

BURSA ULUDAĞ Üniversitesi Gıda Mühendislik

ÇUKUROVA Üniversitesi Gıda Mühendisliği

EDİRNE-TRAKYA Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Bölümü

EGE Üniversitesi Etnoğrafya Müzesi Kütüphanesi

EGE Üniversitesi Merkez Kütüphanesi

ELAZIĞ FIRAT Üniversitesi

ERZURUM Atatürk Üniversitesi Gıda Mühendisliği

ERZURUM Atatürk Ünivesitesi Merkez Kütüphanesi

HACETTEPE Üniversitesi Gıda Mühendisliği

İSTANBUL BİLGİ Üniversitesi

İSTANBUL MEDENİYET Üniversitesi

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (İTÜ) Mustafa İnan Kütüphanesi

KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM Üniversitesi

TEKİRDAĞ NAMIK KEMAL Gıda Mühendisi Bölümü

 

GIDA MESLEK YÜKSEK OKULU KÜTÜPHANELERİ

BALIKESİR – SUSURLUK Yüksek Okulu

BALIKESİR – BANDIRMA Yüksek Okulu

BURSA – KARACABEY Yüksek Okulu

BURSA – M.KEMALPAŞA Yüksek Okulu

 

{

Sanayi tarihini öğrenme çabaları bir SİT alanını özenle eşelemeye benzer. Yoğun sabır, emek ve özveri isteyen bir eylemdir bu. Ama sonuca erişmeyi başardığınızda, karşımızda duran geçmişimizle gurur duyacağımız bir anıtın görüntüsüdür.

– Prof. Dr. Aydın Ural

{

Bu kitabın, Türkiye’deki konserve sanayinin tarihine ışık tutan bir eser olarak, akademik araştırmalara ve sektörel analizlere büyük katkı sağlayacağını tahmin ediyoruz. Üniversitelerdeki akademik personelin çalışmalarında bu kitaptan faydalanacaklarını umuyoruz.

– A. Ercan Öner

{

Bu süreçte farklı zamanlarda babamın yanındaydım ve süreç içerisinde bu kitabın aslında Türkiye’de konservecilik sektörünün geçmişini günümüze bağlayan bir kitap olduğunu anladım ve babamın sabırla geçmişi, günümüz ve geleceğe bağlayan bir köprü inşa ettiğini gördüm.

– Selçuk Özmumcu